14 Mayıs 2009 Perşembe

gerizekalı olduğum mühürlü imzalı kağıtla artık kanıtlansın!


Bugün akşama doğru ablam çöpü dökmemi istedi. Ben de mutfağa ucu bağlanmış olarak bırakılmış torbayı alıp çöpe attım. Her şey buraya kadar normal seyirindeydi, ta ki annemin biraz önce "hani sen çöpü dökmüştün?" demesine kadar...

Ben çöpe ne atmıştım o zaman?

Cevap: Poşette babamın yeni aldığı beş kiloluk deterjan varmış...

Gün, elimde gece vakti annemle çöpten aldığımız deterjan poşeti, ablamın bana "malişkoş" diyip geven geven gülmesi ve yoldan geçen bir iki kişinin bize bakmasıyla bitti.

beni trenlere gömün


Sabah kalkıyorum. Hazırlanıp istasyona gidiyorum. Tüm meymenetsizliğimle büfeden fiks yolculuk menüm olan simit, su, uykusuz dergisi ve albeni alıyorum. Her zaman 15 dakika erken oluyorum istasyonda. Simidi yemeye başlamış oluyorum. Yanımdaki kuşlara da veriyorum. Beraber kahvaltı ediyoruz tren gelmeden. Trene biniyorum. Arifiye'ye kadar camdan bakınıyorum. Sapanca Gölü'nü görmek hoşuma gidiyor. Bir de orda yazlık iki katlı evler var bahçeli. Hep onlardan birinin benim olmasını ve o bahçede olmayı hayal ediyorum. Kısa süreli hayalim uykumun bastırmasıyla bitip rüyaya dönüşüyor. Garip, hatırlamadığım sıkıntılı rüyalar görüyorum. Sıkıntılı olduklarını Bilecik'te uyandığımda kaskatı olmuş vücudumdan anlıyorum. Trende bir hayalet gibi oluyorum. Ağzımdan çıkan tek ses kondüktör "iyi" yolculuklar dediğinde "teşekkürler" oluyor o da yarım yamalak ve isteksiz. İyi olmuyor çünkü. Altı senedir trenle Eskişehir'e gidip duruyorum. Hiç biri bu senekiler kadar sıkıcı ve ruhsuz olmamıştı. Öyle ki sıkıldığımı bile hissetmiyorum bazen. Bazen ne dergi ne kitap ne oyalayıcı başka bir şey almıyorum yanıma. Çünki bunlar vakit geçirmek dışında aslında yolculuk sırasında güzel vakit geçirmek amaçlı bence. Ben güzel vakit geçirmek istemiyorum ki. Ben sadece vakit hemen geçsin istiyorum trendeyken. O yüzden uyumayı tercih ediyorum, hemen uyumayı. Vardığımda ise hissettiğim tek şey kocaman bir "hiç".
Biraz fazla pesimist bir yazı oldu ama neşeli şeyler yazayım diye de kıçımı yırtacak değilim. Neyse o...

10 Mayıs 2009 Pazar

kısadan yazıp çıkcam

Bir arkadaşımın msn iletisi :

"Dünya insanları, gevşeyin!"

Üç gündür evde lahana gibi yayılıyorum ama yine de sabahları çenem kitlenmiş dişlerim sıkılmış olarak uyanıyorum. Çok yerinde bir laf...

Çeneler kitlenmesin, bünyeler darlanmasın, eklemler ağrımasın isterim ben.

8 Mayıs 2009 Cuma

Bu söylendi

Şimdi bir sabah programında duyduğum, bir adamın karısına söylediği söz:

"Bizim elektriğimiz Keban'dan değil kalbimizden."

7 Mayıs 2009 Perşembe

Çaylak


Kendime ait özel bir alan yaratabileceğim bir yer olsun istedim ve blog açmaya karar verdim. Evet şu an çok yavan görünüyor fakat yakında çözebileceğimi umuyorum. Beş dakika önce bu bloğu oluşturmaya çalışıp, yapıp, güzel bir şeyler yazıp yanlışlıkla bloğu silmem ve cinnet geçirmemin dışında iyi bir başlangıç olabileceğini umuyorum. Daha önce yazdığım her şeyi buraya geçirdim tarihlerine göre. Burası benim sanal evim artık. İyi geceler...