22 Ocak 2012 Pazar

uyku

Belki bir anne baba kavgası göz kapaklarını kemiren,

Belki bir çocuk sinemasıdır uykunu getiren.

Ey uyku oturalım karşılıklı,

Sofrana konuk et, yemek yiyelim.

Bol kepçe olsun ama rüyalar,

Cimrilik etme.

3 cm

Kafamdaki kabukları temizliyorum. Tam kurumuş olanları kopartmaktan ayrı bir haz alıyorum tabi. Ben onları koparttıkça bir kelime daha yazıyorum. Bir kabuk, bir cümle… Bir kabuk ve bir can alıcı cümle kurma girişimi daha. Can alıcı olsun, etkileyici olsun diye kendimi kastıkça, yazma seviyemin ilkokul 5 kelime dağarcığına indiğini görüyorum ve hemen silkiniyorum. Bir kahve koyayım diyorum. Bu bana zaman kazandırıyor. Bir kahve hazırlama süresince geçen dakikalarda(tahmini 4 dk) kendinizle ilgili eksikliklerinizi sorgulayabilir, boşa kürek çektiğinizi düşünebilir veya arkadaşınızı çay içmeye çağırıp uyuşabilirsiniz. Kendinizi sorgularsınız çünkü üzerinizde oluşan baskı bu yöndedir. “ne yapacağımı bilmiyorum”…”o zaman kendimi sorgulamalıyım”…”yeterince sorgularsan bulabilirisin”… Bence bu bir “an meselesi”. Bir an gelir ve her şey değişir. Bir an gelir hayatının aşkını bulursun, bir an gelir hayatının buluşunu yaparsın, bir an gelir evden kaçarsın, bir an gelir şarkı yazarsın, bir an gelir adam vurursun, bir an gelir nefes alamazsın… Sadece derin düşünerek harekete geçmeye örnek olarak Pekin'deki budist rahipleri verebilirim. Onlar da yerden sadece 3 cm yükselebiliyorlar.

kış 2

Tüyleri uzamış leopardan bozma kediler

Yerdeki kara basılan ilk ayak

Mutfak camlarındaki kaynayan çayın buğusu

Demin koyusu

İçim bir büyür bir küçülür,

Sert sessiz sabrım

Buzlu camdan bakar.

Bir kız geçer içimden koyu kumral

Elleri cepte parmakları buz,

Saçlar topuz.

Her cümlesinin sonu üç nokta

Tamamlanamadı henüz.