bana olanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bana olanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2011 Cumartesi

bilemedim ki...


hayır sürekli düşünmüyorum ne olacağını, aklıma geldikçe düüşünüyorum ve bu ara çok takmış durumdayımm bu ne olacağını bilememek meselesine. 6 ay oldu ve ben hala işe alışamamış durumdayım. kendimi oraya ait hissedemedim bir türlü. sanki bi gün biticek ve haydi işimiz bitti evimize dağılalım dicekler. öyle hissediyorum hala. bu sırada ne istediğimi bulmaya çalışıyorum. hala ne istediğimi, neyi başarmak istediğimi, ne olmak istediğimi bilmiyorum.26 yaşındayım ve hala aklıma hiç bir şey gelmiyor. her konuda sürekli birileri oldu yanımda ve birilerinden yardım alarak yaptım bütün işlerimi. okulda ödevden evde alışverişe kadar hep yardım. bir yere giderken yardım, yeni bir şeye başlarken yardım, taşınırken yardım, düşünürken yardım...yanlış anlaşılmasın kendi işimi başkalarına yaptıran bi tip değilimdir. ben gerçekten yapamıyordum, gerçekten yardıma ihtiyacım oluyordu. işte her şey burdan kaynaklanıyor ya, kendi başına bir şey yapamama...galiba birileri bi iş yapmalı ve ben yardımcı olmalıyım, ben hiç yapan ve başlatan olmadım. başlayıp vazgeçeni daha çok oynadım. başla, dene, sıkıl ve vazgeç. bu işte de öyle oldu sanırım. başladım, deniyorum ve vazgeçmek üzereyim. ama durduran sebepler var. ödemem gereken bir 9 binlik üniversite geri ödemesi ve babamın almamı istediği bir ev. ben ev falan istemiyorum oysaki. kendime ev almak...bunun için belki beş sene bu işe katlanmak...yurt dışında gezmek hiç de cazip değil. insan sıkılıyo bi zaman sonra. gördüğüm her yeni ülkenin heyecanı bende sadece 5 dakika sürüyor. sonra gene içimdeki aylin gezegenine geri dönüş yapıyorum . ne baktığım yer o güzel parklar insanlar, ne de gittiğim şehir o şehir. kendi şehrime geri dönüyorum. izmit'i özlüyorum. işin kötüsü kendimi hiçbir şehre ait hissedemiyorum artık. dönüp dolaşıp "aylin ne bok yicen" sorusunu soruyorum. cevabını bulamadıkça kendi kendime daha da sinirleniyorum. sadece para için çalıştığımı düşündükçe daha daha sinirleniyorum. gecemin gündüzümün olmayışı, yatış saatimin kalkış saatimin hiç bir zaman bir standardı tutmayışı daha daha daha sinirlendiriyor. çıldıracak gibi oluyorum bu ara. çok sinirliyim. ne yapmam gerektiğini bulmam lazım ama bulamıyorum. tam bir gerizekalı. tam bir andavalım. neredeyse otuzuma yaklaşıyorum ve bir bok olamadım. olduğum şeyi ise kendime oturtamadım.ama o bana oturdu diyebilirim. evet herkes para için sevmediği işleri yapıyo, bencillik etme aylin, insanlar işsiz aylin, senin yerinde olmak isteyen milyonlarca insan var aylin...EVET EVET BİLİYORUM ŞİMDİ KESİN SESİNİZİ DİNLEYİN GERİZEKALILAR: bakın bu bencillik değil. şımarıklık hiç değil, buldun da bunuyosun da değil. ben bilmediğim bir şeyin içine girdim. güzel olacak sandım. her şey değişecek sandım. evet işsizdim. işsiz ve evde aile ile olmak gerçekten zor biliyorum. şimdi o kapıda benim yerimde olmak isteyen binlerce insana keşke " buyrun ben bırakıyorum, gerçekten çok ihtiyacı olan, bu iş hayallerinin işi olan benim yerime geçebilir" demek istiyorum tüm samimiyetimle. Ama sonra diyorum ki eee aylin sen ne yapacaksın? sen hayallerinde ne var? hayallerim vardı ama galiba götüm yemedi. yada çeşitli etkenler vardı ve olmadı. bu da aynı kapıya çıkıyo zaten.yememe meselesi. tamam hayalini de gerçekleştirmedin. eee başka bir şey? başka bir şey yok. ama olmalı. bulamassam çıldırabilirim. bulmak zorundayım. hayatımı kocaman bir tüpün içerisinde dünyanın dört bir yanına savrularak geçirmek istemiyorum. aksi halde rüzgarda uçuşan nereye gittiği belirsiz bir naylon torbadan ne farkım kalır ki... o poşeti doldurup yerde sapasağlam durmalıyım. şimdi uyumam lazım. yarın sabah altıda moskovaya gidiyorum. ne işim var lan benim moskovada!!! banane giden nereye gidiyosa gitsin. eee bırak sende bize ne desenize? haklısınız. yemiyo. gelinebilen en kötü durum bu mu yoksa sahip olduklarımın hepsini kaybetmek mi bilmiyorum. her şeyi bir anda kaybetmek gelinebilecek en kötü durum aslında değil mi. peki bana neden en iyisi gibi geliyo?...

31 Ocak 2010 Pazar

31.01.2010



2 Eylül 2009 Çarşamba

ver iz may maynd?


oturmuş düzelmesini bekliyorum bir şeylerin. bir yandan iş görüşmelerine gidiyorum. hosteslik için çağrıldım bir firmadan. gelişine bastığım cv lerimden biriydi. dedim belki uçarız be oraya buraya. dedim otellerde geçiyomuş insanın zamanı ama sonuçta başka memlekette uyumak da bir şeydir, değişikliktir dedim. hem uçucam ve uyucam. olayım bu olsun dedim bundan sonra... ne olur ki parası da iyiymiş... olur gibi oldu, olmadı. ablamın nişanı oldu iki haftam kalabalık çoluk çocuk akraba evin içinde yardıma koşturdum. eee yapılcak tabi kardeşlik bu günler için... burnumun ucunu çıkarıp sigara içebileceğim bir delik aradım. nişandan sonra tokat'taki akrabalarımız iki hafta daha bizde kaldılar. kabile halinde yaşadık gittik. tuvalete giderken kimsenin kafasına basmadan nasıl geçerim diye düşünmekten, vazgeçip yatağa gömülüp sabah böbrek ağrısıyla uyandığım günler oldu. en son kendimi balkondan aşşağı bakarken yakaladım acaba atlasam tek kırıkla yırtar mıyım yoksa bok yoluna mı giderim diye düşünmüşüm kalmışım.bir yandan da; bir arkadaşımın yöneteceği bir filmde oynamaya hazırlanıyorum, Bursa'ya gidip geliyorum. bi Bursa'dayım bi İzmit'te...Rolüm gereği gelinlik giymem gerekiyor. Bi Bursa'da saat gece 2 de gelinlikleyim bi İzmit'de dizi çıkık pijamalarımla annemle dışarda daldan incir koparıyorum...hayır hayır bu örneklerin sonunu fight club sendromuna bağlamıcam merak etmeyin. yok öyle gündelik hayatın ve iş stresinin yarattığı rutin hayat ve son model eşyalara ve son teknolojiyle üretilmiş dizayn edilmiş evimin yanması bik bik...yok arkadaş gayet de işsiz olmak ve kendini bir şeyler yapmaya zorlamak konusunda dudaklarıma kadar sivilce çıkarmak üzere daralmaktayım!

hosteslik, nişan, fight club...bu üç kelimeden çeşitli kombinasyonlarla ne kadar anlamsız cümleler çıkarabilirsek işte( ör: nişanım figh club'da hosteslik yaparak geçti.) ben de o kadar anlamsız yaşıyorum bu ara.

gelcem ama, valla...

6 Haziran 2009 Cumartesi

benden öte benden ziyade

bir hafta içinde yaptıklarım (sizler için en iyilerini seçtim):

-sınavı verdim okulu bitirdim, eskişehire gidiş geliş 25 tl

-don kişot'tan 20 sayfa okudum, ikinci el kitap 3 tl

-çarşıda tavuk pilav yedim 2.5 tl

-lunaparka gidip zerre korkunç olmayan perili köşke bindim 2 tl

-babama "gökhan özenin konseri varmış fuarda biraz daha takılıyım" diye yalanı sıkmam ve babamın izin vermesi! 2 kontör

-yarın ablamın sözü için sardığım dolmanın sıkıntısı paha biçilemez...

14 Mayıs 2009 Perşembe

gerizekalı olduğum mühürlü imzalı kağıtla artık kanıtlansın!


Bugün akşama doğru ablam çöpü dökmemi istedi. Ben de mutfağa ucu bağlanmış olarak bırakılmış torbayı alıp çöpe attım. Her şey buraya kadar normal seyirindeydi, ta ki annemin biraz önce "hani sen çöpü dökmüştün?" demesine kadar...

Ben çöpe ne atmıştım o zaman?

Cevap: Poşette babamın yeni aldığı beş kiloluk deterjan varmış...

Gün, elimde gece vakti annemle çöpten aldığımız deterjan poşeti, ablamın bana "malişkoş" diyip geven geven gülmesi ve yoldan geçen bir iki kişinin bize bakmasıyla bitti.

beni trenlere gömün


Sabah kalkıyorum. Hazırlanıp istasyona gidiyorum. Tüm meymenetsizliğimle büfeden fiks yolculuk menüm olan simit, su, uykusuz dergisi ve albeni alıyorum. Her zaman 15 dakika erken oluyorum istasyonda. Simidi yemeye başlamış oluyorum. Yanımdaki kuşlara da veriyorum. Beraber kahvaltı ediyoruz tren gelmeden. Trene biniyorum. Arifiye'ye kadar camdan bakınıyorum. Sapanca Gölü'nü görmek hoşuma gidiyor. Bir de orda yazlık iki katlı evler var bahçeli. Hep onlardan birinin benim olmasını ve o bahçede olmayı hayal ediyorum. Kısa süreli hayalim uykumun bastırmasıyla bitip rüyaya dönüşüyor. Garip, hatırlamadığım sıkıntılı rüyalar görüyorum. Sıkıntılı olduklarını Bilecik'te uyandığımda kaskatı olmuş vücudumdan anlıyorum. Trende bir hayalet gibi oluyorum. Ağzımdan çıkan tek ses kondüktör "iyi" yolculuklar dediğinde "teşekkürler" oluyor o da yarım yamalak ve isteksiz. İyi olmuyor çünkü. Altı senedir trenle Eskişehir'e gidip duruyorum. Hiç biri bu senekiler kadar sıkıcı ve ruhsuz olmamıştı. Öyle ki sıkıldığımı bile hissetmiyorum bazen. Bazen ne dergi ne kitap ne oyalayıcı başka bir şey almıyorum yanıma. Çünki bunlar vakit geçirmek dışında aslında yolculuk sırasında güzel vakit geçirmek amaçlı bence. Ben güzel vakit geçirmek istemiyorum ki. Ben sadece vakit hemen geçsin istiyorum trendeyken. O yüzden uyumayı tercih ediyorum, hemen uyumayı. Vardığımda ise hissettiğim tek şey kocaman bir "hiç".
Biraz fazla pesimist bir yazı oldu ama neşeli şeyler yazayım diye de kıçımı yırtacak değilim. Neyse o...

10 Mayıs 2009 Pazar

kısadan yazıp çıkcam

Bir arkadaşımın msn iletisi :

"Dünya insanları, gevşeyin!"

Üç gündür evde lahana gibi yayılıyorum ama yine de sabahları çenem kitlenmiş dişlerim sıkılmış olarak uyanıyorum. Çok yerinde bir laf...

Çeneler kitlenmesin, bünyeler darlanmasın, eklemler ağrımasın isterim ben.

15 Ağustos 2008 Cuma

Gamsız!

Popçu Doğuş'a aşıktım ben. 90 lı yıllar...900 lü hatlar zamanı...Nası hastasıyım Doğuş'un nası aşığım...Düşünmeden uğra bana, kapım açık hala sana, ayrılığın vurdu aya, yansıdı odamın duvarına...Hele hele ne içli, ne gönül şenliği ne libidoş şarkı...Hele o taklalar hele o gözdeki sürme...Aşkın gözü körmüş meğer deyip doğuş fan clubı aramak istedi gönül. Evden arayamazdım çünkü 900 lü hatlara kapalıydı. Ben de bi cinlikle babamın iş yerindeki boş ofise dalıverdim. İşaret parmağıyla döndüre döndüre numaranın çevrildiği dönem... Sonunda üye oldum ve artık gerçek bir fan olmuştum. sevecektim bir ömür boyu...Talihli üye çekilişte doğuşun klibinde oynayacaktı ve akşam yemeği yiyecekti doğuşla. GAMSIZ...Doğuşun İzmite konsere geldiği bir gün Mervenin babası Ali Amca'nın kurnazca bir manevrayla sırada beklerken bizi beleşe Seka Spor Salonuna sokuvermesi ve kendimi şanslı saymalarım...Hey yavrum hey zamanın mutluluğuna can şenliğine gel aga..Meğer mutluluk o zamanlar kırmızı üzerine parlak renkli Doğuş yazan bant takmakmış alına, önden de yer kapmakmış konserlerde... nasıl fanım ama nasılll, ölüyorum fanlıktan. Konser esnasında ben tam da kendimi kaybetmişim "AYRILIĞĞĞIIIINN VUURRUUDU AYAAAAAAA"... baktım ablam götüm götüm önlere ilerliyo...Lan! Lan noluyo orda derken ablamı sahneye atlamış ve doğuşun kollarında görmüştüm. HAİN ABLA...Meğer içten içe o da seviyomuş, meğer gizli gizli beslemiş büyütmüş o duyguları ki atıvermiş kendini dizginleyemediği duygularıyla gizli sevgilisinin kollarına...Babamın iş yerine gelen faturayla gizli aşkı açığa alınan bendim oysaki, sevgi neydi ?