10 Mayıs 2009 Pazar

kısadan yazıp çıkcam

Bir arkadaşımın msn iletisi :

"Dünya insanları, gevşeyin!"

Üç gündür evde lahana gibi yayılıyorum ama yine de sabahları çenem kitlenmiş dişlerim sıkılmış olarak uyanıyorum. Çok yerinde bir laf...

Çeneler kitlenmesin, bünyeler darlanmasın, eklemler ağrımasın isterim ben.

8 Mayıs 2009 Cuma

Bu söylendi

Şimdi bir sabah programında duyduğum, bir adamın karısına söylediği söz:

"Bizim elektriğimiz Keban'dan değil kalbimizden."

7 Mayıs 2009 Perşembe

Çaylak


Kendime ait özel bir alan yaratabileceğim bir yer olsun istedim ve blog açmaya karar verdim. Evet şu an çok yavan görünüyor fakat yakında çözebileceğimi umuyorum. Beş dakika önce bu bloğu oluşturmaya çalışıp, yapıp, güzel bir şeyler yazıp yanlışlıkla bloğu silmem ve cinnet geçirmemin dışında iyi bir başlangıç olabileceğini umuyorum. Daha önce yazdığım her şeyi buraya geçirdim tarihlerine göre. Burası benim sanal evim artık. İyi geceler...

19 Nisan 2009 Pazar

Kalan

Bir şey kaldı gecelerden birinde
Senden.
Öncesinde bilinmemiş birşey,
Silinmez bir ses gibi giden..
Kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
Bir şey kaldı senden
Yaşamalar'ın arasında kaçamaklı.

Veriliş rengi başka, alınış rengi başka..
Söylemeye vakit kalmadan
Dudakların altına bırakılmış bir şey.
Karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta..
Gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı.

Bir şey kaldı, bir denizin kıyısında senden,
Bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz..
Seninle dolu, seninle sensiz bir şey..
Arandıkça bulunmamış yıllar yılı,
Bulundukça aramaklı.

11 Nisan 2009 Cumartesi

kendini önemli hisseden kız

Okuldayım. Sinema Anadolu salonunda...Belki CV ye yazarım, belki bi işe yarar bi ekmek çıkar umuduyla bi seminere katılıyorum. Salon dolu. Herkes kalkıp gelmiş takdir ettim. Hepsi birer kariyer canavarı, hepsi mezun olunca cengaver gibi atılacaklar sektöre. Şu an ünlü bir kurum sunumunu yapıyor. Kadınının her hareketinde "10 milyar maaş alıyorum" havası var. Bize bir şeyler öğretmekten çok kendi tanıtımlarını yapıyolar diyebilirim. "biz şuyuz, biz buyuz, biz masaya koyduk mu altı kilo, çalışanlarımız it gibi maşallah"... gibi. Şu an tek düşündüğüm ve benimle birlikte salondaki çoğu kişinin düşünmekte olduğunu bildiğim öğlen arasındaki bedava yemek sanırım (daha sonra kendimi çimlerde tavuk döner yerken bulmam da ayrı beni benden aldı, beklentiyi yüksek tutmuşum). Fakülteden tipler çarpıyor gözüme. Siyah pantolon, beyaz gömlek bir kız. Eminim şu anda kendini çok önemli hissediyor, çok önemli bir iş yapıyor o kendince. Bu duyguyu çok iyi bilirim. İkinci sınıftayken kameramanlık yaptığım dönemlerde o denyolardan biri de bendim çünkü. Sanki wallstreet'te yazıyorum, sanki nbc kameramanıyım. Öyle önemliyim yani. Kamerayı havalı havalı kuruyorum, vizöre bakarken o tek gözü rambo gibi kapatıyorum falan...Nerdeyse kamerayla ne yaptığımı soranlara kameraya tek kolumla yaslanıp "bu bebekle 20 yıldır beraberiz" repliğini atacağım. Halbuki görüntüler titrek, aniden insanların kafalarına yaptığım zoom lar ve unuttuğum beyaz ayarıyla okulun televizyonuna dünyanın en dandik haberinin çekimindeyim. İşte böyle kendini önemli hisseden kız da boynunda isminin yazdığı kartıyla çok ciddiydi. Arada sırada gözlerini kısıp dinleyicilere yani bize keskin bakışlar atıyor, dinlemeyenleri fak ettiğindeyse içinden "cık cık hay aptallar, bakın bana ben ne kadar önemli bir iş yapıyorum, beş dakika önce gelen konuklara sallama çay verdim ve evet boynumda ismim yazan kartımla 3 milyar alan bir proje geliştiricisi gibi kokuyorum"...

Bir günlüğüne çok önemlisin deli kız ama pazartesi gireceğin yemek kartı sırası ne olacak?

2 Nisan 2009 Perşembe

"Bir an gelir ki insan, iç dünya ile dış dünya, düşünme ile iş yapma arasında, ikisinden birini seçmek zorunda kalır. Buna adam olmak! derler. Bu seçimin verdiği acılar korkunçtur. Ama, onurlu bir yürek için, ikisinin ortası yoktur. Ya tanrı var, ya zaman. ya şu haçı alacaksın, ya şu kılıcı. Ya dünyamızın, bütün kendi gürültülerini aşan bir anlamı var ya da bu gürültü patırtıdan başka hiçbir gerçek yok. Ya zamanla birlikte ölürsün, ya da daha yüce bir yaşam uğruna zamanın dışına çıkarsın.Biliyorum, insan gevşek davranabilir. Hem zamanını yaşar hem de zamansız'a inanır. Buna boyun eğmek denir. Bu sözdense iğrenirim...
Bana ya hep ya hiç gerek. İş dünyasını, dış dünyayı seçince, iç dünya benim için bilinmeyen bir ülke oluyor sanmayın.Ama, o bana herşeyi veremez, sonsuzdan yoksun kalınca da , zaman ile birlik olmak isterim.Hesaplarımda ne özleme, ne vahlama isterim...

İstediğim, herşeyi apaçık görmektir yalnız. "

Albert Camus.

28 Mart 2009 Cumartesi

Şair Değilim

Deşifre ediyorum kendimi sanırsın bir sirk palyaçosuyum

Tarif ediyorum yüzümü ne çirkin ne güzel

Takdim ediyorum ruhumu ne akıllı ne deli

Tahmin ediyorum sizi ne benim ne değil

Ne sanırsan onu yapıyormuş gibi yapıyorum

Aslında aklımda başka bir plan geleceğe dair

Bol bol yalan söyleyin bana olur mu?

Bilmek istemem zaten aciz kalan taraflarını gerçeğin

Ben seni taklit ederim, sen sanırsın "aynı benim gibi".